SİİRT TARİHİ

            Siirt adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Sami menşeli olması kuvvetle muhtemeldir. Kadri PERK’in Cenup Doğu Anadolu tarihinde Sırt, Sert Tıgromosert, Şemsettin SAMİ’nin Kamus-us Alam adlı eserinde tıgrakert olarak söz edilmektedir.

            Siirt Keldaniler tarafından Keert, Araplar tarafından Esard, Saird ve Siird, Süryaniler tarafından da Seard (Üç yer) adıyla anıldığı görülmektedir.

            Şimdiki Siirt eski Siirt’in üstündeki sırtlarda kurulmuş olması yukarıda  sözü geçen “Sırt” kelimesi mevki ve kelime ilgisi bakımından daha uygun görülmektedir.

 

TARİHSEL GELİŞİMİ

            Siirt ve çevresi yazılı tarih öncesine dayanan çok eski bir yerleşme yeri olarak bilinmektedir. Özellikle 1960’tan sonra kazılarla birlikte sürdürülen çalışmalar sonucunda, bölgenin tarih öncesinde, besin maddeleri üreten ve tarımla uğraşan köy topluluklarının yaşama alanı olduğu saptanmıştır.

            Profesör Halet ÇAMBEL ile R.J.Braidwood’un yürüttüğü, Diyarbakır, Siirt ve Urfa illerini içine alan projenin Siirt ve çevresini merkez alan yüzey araştırmalarında 46 buluntu yeri ortaya çıkarılmıştır.

            Pervari’den Şırnak’a kadar uzanan çalışmalarda Kepo, Tilmin, Girnator, Ayngerm,  Rıdvan, Ber Ava Şikefte vb. mağara, höyük ve kayalara oyulmuş olan sığınaklarda, o dönemleri simgeleyen taş araç ve gereçlerle Neolitik, Kalkolitik ve Tunç çağlarından Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine kadar kullanılan çanak, çömlek ve benzeri materyal bulunmuştur.           

            İ.Ö. 3000 ve 2000’lerde Güneydoğu Toroslar, iki kültür alanını bir birinden ayırmaktaydı. Güneyde Mezopotamya’da gelişmiş bir tarım kültürü, kuzeyde ilkel tarımcılığa ve hayvancılığa dayalı, daha yavaş gelişen bir kültür vardı. İki kültürün kesiştiği yerde bulunan Siirt’te, yayla kültürü özellikleri görülmektedir.

            M.Ö. 3000’lerde yöreye egemen olan Hurri’lerden sonra sırasıyla Hitit, Urartu, Asur, Med ve Pers’ler de hakimiyet kurmuşlardır.

            Siirt’in içinde bulunduğu bölge, göçler nedeniyle etnik ve dinsel inanışlar yönünden çeşitlilik göstermektedir. Urartular, İskitler, Medler ve Persler egemenlik dönemlerinde dinsel inanışlarını da buralara yaymışlardır. Dağlık alanlarda yaşayan kapalı toplulukların çeşitli din ve tanrıları vardı. İ.Ö. 150’lerden başlayarak yöreye egemen olan Partlar, Arsaklar ve Sasaniler dönemlerinde İran Tanrıları’nın ve inanışlarının etkisi güçlenmiştir. Yöreyi etkileyen Roma – Part, Roma – Sasani Savaşları, aynı zamanda iki dinin ve kültürün karşılaşması niteliğindeydi. 300’lerde Hıristiyanlık yayılmaya başladığında  Zerdüş Dini’ni benimseyen Sasaniler, yörede Hıristiyan kıyımı yapmışlardır.

 

İSLAM UYGARLIKLARI DÖNEMİ

            639’da Elcezire’nin fethi için görevlendirilen İlyas Bin Ganem, Diyarbakır yöresini İslam mücahitlerine açtığı zaman Siirt’te aynı akıbete uğramıştır.  Diyarbakır’ın zaptında önemli hizmetleri bulunan Halid Bin Velid, Hasankeyf Savaşını kazandıktan  sonra Siirt Hakimliği’ne sahabeden olan Hişlam oğlu Hakem tayin olunmuştur.

            661 yılında kurulan Emevi Hilafeti bölge ile birlikte Siirt’ti de hakimiyet altına almıştır. Emeviler’den sonra hilafet makamını ele geçiren Abbasiler, Diyarbakır, Silvan ve Siirt’i de ele geçirmişlerdir.

            Dinsel bakımdan bölge önceleri önemli bir “Harici” Merkezi’ydi. IX.YY.’dan sonra Hanbeli ve Maliki mezhepleri aracılığı ile Sünnilik, Mervanoğulları Döneminde Şafiilik, Türklerle Hanefilik yayılmaya başlamış, daha sonra Mervanoğulları Döneminde Şafiilik giderek ortadan kalkmıştır. Yörede Arap – İslam Kültürü’nün etkisi Türklerin Döneminde de sürmüştür.

 

 

 

ANADOLU SELÇUKLULARI VE OSMANLI DÖNEMİ

            Malazgirt Savaşından sonra Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve Büyük Selçuklu Devleti’nin isteği dışında küçük Türk devletçikleri türemiştir. Siirt Yöresi, Hasankeyf Artuklular’ın yönetimindeydi. Artuklulara bağlı göçebe Türkmenler yöreye yerleşmiş. Artuklu beyleri ve askerleri, kentlerde Türkleşmenin çekirdeğini oluşturmuşlardır.  Beylerin; Alp, İnanç, Yağbu gibi Türk adların kullanmaları; Artuklular’da Türkmen Geleneğinin güçlülüğünü göstermektedir.

            Artuklular’dan sonra Siirt’e Akkoyunlular ve Safeviler egemen olmuştur. Safeviler Döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Şii’lik yaygınlaşmıştır. Anadolu’da Şiiliğin etkisini kırmak isteyen Yavuz Sultan Selim, Urmiye Gölü’nden Malatya ve Diyarbakır’a kadar uzanan bölgeyi Osmanlı Devleti’ne bağlamak istemiştir. Bunun için Kürt kökenli ünlü bilgin İdris-i Bitlisi’nin yardımıyla Siirt Osmanlı yönetimine geçirilmiştir. Bu dönemde Siirt yarı, özerk beylerin yönetiminde, aşiret kültürünün egemen olduğu bir yerdir.

XVI.Yy.’da Osmanlı yönetimine geçen Siirt, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına kadar bu devlete bağlı kalmıştır.

XIX.Yy.’ın ikinci yarısına kadar devlete olan bağlılıkları sözde kalan Siirt Beyleri’nin devlet otoritesine alınması için bir hayli çaba harcanmıştır. Siirt, bu tarihe kadar çok sıkı bir şekilde yönetilmiştir. Ancak Tanzimat’tan sonra 1864 Vilayet Nizamnamesi ile kaza haline getirilerek İstanbul’dan gönderilen kaymakam vasıtası ile yönetilmiştir.

Siirt Livası’nın. Merkez kaza, Pevvan (Beryade) ve Garzan (Kurtalan’ın eski yerleşme yeri, şimdiki Yanarsu Bucağı) olmak üzere 3 kazası vardı.

1877’de Merkez Kaza, Eruh, Şirvan, Rızyan ve Sason’dan oluşan Siirt Sancağı, Diyarbekir Vilayetine bağlıydı. Siirt, bu yönetsel durumunu 1880’de de korudu. 1892 Devlet Salnamesi, Siirt Sancağı’nın Diyarbekir vilayetinden ayrılarak, Bitlis Vilayetine bağlandığı belirtilmektedir.

Siirt Sancağı 1892 –1896’daki yönetsel konumunu 1903’te ve 1916’da da korumuştur.

1918’de Siirt Sancağının yönetsel konumunda yapılan tek değişiklik, Şırnak’ın ilave edilmesiyle kaza sayısının 6’ya çıkarılmasıydı.

 

MİLLİ MÜCADELEDE SİİRT

Siirt milli mücadele yıllarında Bitlis Vilayetine bağlı bir sancaktı. Sancağın merkez kaza dışında beş kazası vardı. Bunlar; Pervari, Garzan, Eruh, Şirvan ve Şırnak’tı. Sancağın en kalabalık kazası Siirt merkez kazasıydı.

Siirt nüfusunda 1890 yıllarından itibaren büyük bir düşüş yaşanmıştır. 60.000 dolaylarında olan merkez nüfusu 30.000’lere kadar düşmüş, bu düşme Birinci Dünya Savaşı dönemine kadar devam etmiştir.

Bu düşüşte Mondros Ateşkes Antlaşmasından yararlanarak Doğu ve Güneydoğu da işgal hareketlerini sürdüren Rusların da etkisi olmuştur. Rus işgalinin Bitlisin Deliklitaş mevkiine kadar gelindiğinin Siirt halkı tarafından öğrenilmesi ile bir panik yaşanmış, halkın bir kısmı kaçmak düşüncesiyle eşyalarını toplarken bir kısmı da Rusların geri püskürtülmesinde büyük bir başarı elde ederek Rusların Siirt’te gelmelerini engellemiştir.

Bazı kaynaklarda Rusların Deliklitaştan geri çekilmeleri Rusya da Lenin’in gerçekleştirmiş olduğu 17 Ekim Devrimine bağlanmaktadır.

Siirt Rus tehlikesini atlattıktan sonra karşılaştığı diğer bir tehlikede İngiltere idi. İngilizlere ait bu birlik halka gözdağı vermek amacıyla Siirt’e gelmiş, birkaç gün kaldıktan sonra tekrar geri dönmüştür. Bunun dışında Siirt yabancı güçlerin işgaline uğramamıştır. Müdafaa-i Hukuk Derneğini teşkil eden Siirt’in vatansever zümresi milli mücadelenin gerçekleşmesinde önemli bir rol almıştır.

Bu dönemde Siirt toprak ağalığı düzeninin ve aşiret ilişkilerinin egemen olduğu tipik bir Anadolu kasabasıydı.

 

ERZURUM KONGRESİNDE SİİRT

İstiklal Savaşının zafere dönüşmesini sağlayan milli mücadele ruhunun temel taşlarından olan Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919 tarihinde Mustafa Kemal tarafından Erzurum’da yapılmıştır. 7 Ağustos 1919 tarihine kadar devam eden Erzurum Kongresine o zamanlar Bitlis İline bağlı bir sancak olan Siirt’ten kimlerin katıldığı ve Siirt’i kimlerin temsil ettiği bugün dahi tarihin sisli sayfaları arasında yer almaktadır.

Erzurum Kongresine Siirt adına katıldıkları belirtilen Hacı Recep Efendizade, Hacı Hafız ile Emekli Binbaşı Süleyman Bey’in Siirt’le ilgisi bulunmayan Erzurum da ikamet eden kişiler oldukları anlaşılmaktadır. Kongre gününe kadar Siirt’ten kimsenin katılmadığının görülmesi üzerine bu kişilerin Siirt’i temsil etmek üzere katıldıkları görülmektedir. Kongreye Siirt’ten sadece öğretmen Cemil efendinin (AYDIN) kongrenin son gününe yetişerek katıldığı yazılı kaynaklarda belirtilmektedir.

 

CUMHURİYET DÖNEMİ

Siirt’te Cumhuriyet dönemine damgasını vuran iki büyük olay yaşanmıştır. Bunlardan biri, başta Siirt’in Pervari İlçesi olmak üzere bütün İlçelerinde etkili olan Şeyh Sait ayaklanmasıdır. Diğer önemli olay ise Cemil Çete olayıdır. Her iki isyanda Türk Ordusu tarafından kısa bir zamanda bastırılmış ve suçlular cezalandırılmıştır.

Cumhuriyet döneminde Siirt komşu İlçelerle dahi ilişkisi sınırlı, ticaret yollarından uzak bir yerdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilen dönüşümler yöreyi fazla etkilememiş, geleneksel, toplumsal ve kültürel yapı uzun süre korunmuştur.

1940 yılında İlimizde petrolün bulunması, 1944 yılında demiryolu ağının Kurtalan İlçesine ulaşması ile kapalı ekonomik toplumsal yapının çözülmesinde ilk kıpırdanmalar başlamıştır. 1950’lerde karayolu ulaşımının gelişmesi Siirt’in Anadolu pazarı ile olan ilişkisini güçlendirmiştir. Toplumsal gelişmeye paralel olarak barınma, beslenme, giyim-kuşam ve sağlık alanlarında çağdaş değerler yaygınlaşmaya kültürel farklılıklar ortadan kalkmaya başlamıştır.

Sanayileşme-kentleşme ve göçlerde bu oluşumu hızlandırmıştır. Radyo ve televizyon aynı kültürün oluşmasında önemli bir görev üstlenmiştir. Bu dönemlerde Siirt geleneksel ve çağdaş kültür unsurlarının iç içe yaşandığı bir İl görünümümdedir.

            1894 yılında Bitlis’e bağlanan 26 Eylül 1919 yılında 48 sayılı Heyet-i Umumiye kararı ile bağımsız bir sancak ve Cumhuriyetin ilk yıllarında İl olan Siirt 16 Mayıs 1990 tarihinde Şırnak ve Batman İlçeleri ile beraber Beşiri, Kozluk ve Sason İlçelerini de kaybederek gerek yüzölçümü, gerek nüfusu ve gerekse İlçe ve Köy sayısı itibariyle yaklaşık olarak yarı yarıya azalmıştır.    

    

 

 

 

 

mimari.JPG (16723 bytes)

Samiler, Babiller, Asurlar, Urartular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi tarihe derin izler kazımış medeniyetlere beşiklik eden Siirt'te, ayakta durabilen tarihi eserlerin büyük bir çoğunluğu Selçuklular devrinden kalmıştır. Sağda Çinili Minare olarak anılan Ulucami minaresi, tipik Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.Solda ise cas adı verilen özel bir alçı harcı ile inşa edilmiş bulunan yöreye özgü ev tiplerinden bir örnek.

ciniliminare.jpg (48430 bytes)